
Nasıl bir hayat süreceğimizin aslında çoook önceden biz anne karnındayken belirlendiğini söylesem ne derdiniz?
Belki kulağa çok tuhaf geliyor ancak ünlü psikolog Eric Berne 1950’li yıllarda insan davranışını açıklamanın bir yolu olarak işlemsel analiz teorisini yarattı. Bern’in işlemsel analiz teorisi (Transaksiyonel Analiz) Freud’un fikirlerine dayanıyordu, ancak belirgin bir şekilde farklıydı.
Bu konuda yazdığı bir çok kitaptan biri olan “İnsanların oynadığı oyunlar” kitabında; “Hepimiz oyunlar oynarız. İşyerinde, arkadaş ortamında, yatak odasında… Farkında bile olmadan, yıllar önce yazılmış bir senaryoya göre hareket eder ve çocukluk döneminde öğrenilenlerin insanlarla ilişkilerimize, duygusal yaşantımıza ve iş çevremize yansımalarını yaşarız. Hayatın dümeni kendi elimizde, hayatımızı kendimiz kontrol ediyoruz sanırız. Ancak verdiğimiz kararlar çok önceden alınan kararlardır. İş hayatındaki başarılar ve düşüşler, evlilikteki mutluluklar ve hayal kırıklıkları, her bir mücadelede atacağımız her bir adım, aslında çok önceden planlanmış bir oyunun hamleleridir.” diyor.
Kitabı okuduğunuzda ve transaksiyonel analizi öğrendiğinizde aslında çocukluğumuzdan bu yana ne çok oyun oynadığımızı, denediğimizi ya da oynamaya zorlandığımız bu rolleri keşfettiğinizde insanlarla ilişkilerinizdeki taktikleri çözebilirsiniz.

Ego Durumları
Mesela hiç düşündünüz mü? Bazı insanlarla iletişime geçerken neden zorlanıyorsunuz? Aynı sen olmana rağmen neden bazı insanların karşısında kendini çocuk gibi hissediyorsun? Yada bazen ebeveyn olmamana rağmen birilerine nasihatlar verirken veya yönlendirirken kendini buluyorsun?
İşte bu sorularımızın yanıtı transaksiyonel analiz’in içerisinde gizli. 🙂
Transaksiyonel Analiz yaklaşımına göre, biriyle konuştuğumuzda üç benlik durumundan birini kullanırız. 1950’lerde Eric Berne tarafından temeli atılan bu kavram şöyle der: İnsanda 3 benlik hali vardır:

- “Anne-Baba” benlik durumu (Ebeveyn egosu): “Ebeveyn” benlik durumunu, bir kişiye tavsiye verirken, korumaya kollamaya çalışırken, eleştirirken, kısacası bir ebeveyn gibi davranırken kullanırız. 2 Çeşit ebeveyn ego durumu var. Koruyucu ve eleştirel ebeveyn. Örneğin; Bir arkadaşınıza hava çok soğuk üzerine montunu al diyorsanız işte o an koruyucu ebeveyn egomuz baskın haldedir. 🙂
- “Yetişkin” benlik durumu (Yetişkin egosu): “Yetişkin” benlik durumunu, karşımızdakiyle bir konuyu tartışırken duygusal olmadan, akılcı ve mantıklı olarak, problem çözmeye çalışırken kullanırız. Daha çok 5N1K sorularını kullandığımız ego durumudur.
- “Çocuk” benlik durumu (Çocuk egosu): “Çocuk” benlik durumu ise, kişiliğimizin en çocuksu yönünü yansıtır. İsteklerimizin bir an önce olmasını isterken, yaratıcılığımızı kullanırken veya eğlenirken bu benliğimizi kullanırız. Ya da karşımızdakine, tıpkı suçlu bir çocuk gibi boyun eğerken, onun taleplerini ve öğütlerini kabul ederken. Aslında içimizde bir uygulu çocuk bir de doğal çocuk var.
Bu üç ego durumunu sürekli yaşamıyoruz yada sadece bir ego durumu içerisinde olmuyoruz. Aslında iletimde yada temasta olduğumuz herkesle bu ego durumlarımızda geziniyoruz. Mesela bazı yöneticilerinizle iletişime geçerken kendinizi daha içe dönük ve çekingen bulup, bazı yöneticilerle ise çok daha iletişim kurabiliyor olmanız bu ego durumlarında iletimlere göre şekilleniyor.
Bu iletimler paralel olabilirse iletişim devam ediyor. Örneğin; Ebeveyn-ebeveyn yada yetişkin-yetişkin.
- +Saat kaç ? (yetişkin ego durumundan yetişkin’e)
- -12.30 (yetişkin ego durumundan yetişkin’e)
Bazı iletimlerse çapraz yapılıyor. Örneğin; Siz ebeveyn ego durumunda iken karşı tarafın bu iletime çocuk ego durumundan devam ettirmesi gibi.
- +Hadi eğlenelim biraz! (çocuk ego durumundan çocuk’a)
- -Sen hiç ciddi olamaz mısın ? (ebeveyn ego durumundan çocuk’a)
- Yada bir önceki örnek üzerinden verdiğimde daha net olabilir:)
- +Saat kaç ? (yetişkin ego durumundan yetişkin’e)
- -Ben ne bileyim saat kaç! (Eleştireli ebeveyn ego durumundan çocuk’a)
Birde bazı iletiler var ki bunun içine gizli anlamlar (kapalı iletişim) varsa işte bir psikolojik oyun başlatıyorsunuz demektir. 🙂
Alışiveriş esnasında iki arkadaş arasında geçen bir diyolog üzerinden gidelim;
- +Bu elbisenin modeli çok güzelmiş ama senin için çok uygun olmayabilir.
- -Olsun ben yinede alacağım.
Bu örnekte aslında arkadaşı iltifat ediyor gibi gözükse de altta yatan gizli mesaj,” Bu elbiseyi sen değil ben güzel taşıyabilirim:)”
Nedir bu psikolojik oyun peki?
Aslında hayatımızda hepimiz bazen bir şeyleri elde edebilmek için oyunlar oynamıyor muyuz ?
Çok derin ve detaylı bir konu olduğu için özetleyecek olursak Eric Berne’e göre sağlıklı bir iletişim içerisindeyseniz orada psikolojik bir oyun aslında yok. Kendi hayatımızda edindiğimiz bazı kurguları ve yazgıları aslında gerçekleştirmek ve onaylatmak için bu oyunlara farkında olmadan giriyoruz. Mesela bazı örnek kurgulardan bahsedecek olursam “Her güzel şeyin bir sonu vardır.” “Evlilik aşkı öldürür” veya ” Başarı zor elde edilir.” gibi.. Bu liste uzayıp gidiyor. Ancak bu kurguları gerçekleştirmek için kendi yazdığımız senaryo ve scriptler aslında bizi çevreleyen.
Ama tüm bu öğrendiklerimi ve okuduklarımı değerlendirdiğimde hepimiz açık iletişim kurabilsek, ne hissettiğimizi ve düşündüğümüzü açıkça söyleyebilsek, hayatımızın aslında sadece baş rolünde değil de hem yönetmeni hem de senaristi olduğumuzu bilsek bu oyunu bozmaz mıyız?
Ben kendi adıma bu oyunu bozmaya karar verdim!
Herkese de oyunsuz bir hayat dilerim:)
