Keyifli bir yaz akşamıydı. Arkadaşlarımla birlikte uzun bir süreden sonra dışarıya kahve içmeye çıkmıştık. Kahvelerimizi aldık ve sahilde güzel bir deniz manzarasına karşı başladık sohbete. Bu aradan merak etmeyin sosyal mesafemizi koruyarak 🙂
Hemen yan tarafta oturan bir grup arkadaşın sohbetine ister istemez kulak misafir olduk çünkü gerçekten oldukça yüksek sesle konuşuyorlardı, hatta bağırarak tartışıyorlardı aslında. Dikkatimi çeken durum; içlerinden bir tanesinin kendine olan öz güvenli tavrı ve iletişimiydi. Onu ses tonundaki tokluktan, ellerini kullanım şeklinden ve beden duruşundan da 2 km öteden anlayabilirdiniz. Gruptaki kişilerin 2 tanesi sanki bir taraf tutar gibi bu karakterin hemen yanında başlarını sallayarak onu onaylıyorlardı. Diğer taraf da sanırım, karşısında ses tonu diğerine göre daha düşük ve stabil, ayakta olmak yerine bacak bacak üzerine atarak oturan, sakin bir tavırla onu dinlemeye ve hatta anlamaya çalışan arkadaşıydı 🙂
Dikkat çeken durum tartışmaları yada fiziksel özellikleri değildi. Kendisinden emin olarak tarif ettiğim kişinin söylemleri, düşünme tarzı ve yaklaşımıydı.
Hepiniz merak ettiniz değil mi 🙂
Katıldığınız bir çok platformda hepinizin başına bu durum gelmiştir. Yada benzer kişilerle karşılaşmış ve aynı duygulara kapılmışsınızdır. Lafı çok uzatmadan konuya gireyim en iyisi 🙂
Aslında durum şu; bazı kişiler bir konuda bilgi sahibi olmamasına rağmen konuşmaları ve o konudaki düşüncelerini aktarma şekli ile karşı tarafı bastırıp sindirmeye çalışırlar. Hele ki karşı taraf bu konuda aslında diğerine göre daha bilgili ise.. Yada bilgisi olmamasına rağmen sanki her şeyi o bilir gibi davranan ve eleştiren insanlara rastlarsınız. Her konuda fikirleri vardır ve bildiklerinin doğruluğunu bilmeseler de yüksek sesle bu fikirlerini söylemekten de çekinmezler! Hemen gözünüzün önüne birileri gelmeye başladı değil mi 🙂 Bu tarz insanları iş yerinde, sosyal hayatınızda, özel hayatınızda, toplumda gördüğünüzden eminim.
Bu davranış biçimine halk dilinde “cahil cesareti” diyoruz ancak bunun bilimsel bir adı daha var. O da “Dunning-Kruger Sendromu”.

NEDİR DUNNİNG-KRUGER SENDROMU?
Dunning-Kruger etkisi ya da Dunning-Kruger sendromu, Cornell Üniversitesi’nin iki psikoloğu Justin Kruger ve David Dunning’in tanımladığı bir algılamada yanlılık eğilimidir. İki psikolog’un 2000 yılında Nobel almalarına neden olan tanı, “Cahil cesareti” olarak tanımlanıyor. Teorileri özetle, “Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” diyor.
Dunning-Kruger‘a göre bu durumun 4 varsayımı var. Bunlarda aşağıdaki gibi anlatılabilir.
- Yetkin olmayan insanlar becerilerine aşırı değer biçme eğilimindedirler. Buna şöyle bir örnek verebiliriz. “Beni var ya, şu şirketin başına geçirsinler bak neler yapıyorum! Herkesin maaşına 2 katı zam yapar krallar gibi yönetirim.” veya “Bir günlüğüne bana yetki versinler bak gör!”
- Yetkin olmayan insanlar diğer insanlardaki gerçek beceriyi fark edememektedirler. “Bunların hepsi torpilli, kesin torpili vardır, filanca kişi arkasındaymış diyorlar, yoksa ne özelliği var ki?”, ” Onun yaptığını babamda yapar” ,”xx yerde Oxford vardı biz mi okumadık?” söylemleri.
- Yetkin olmayan insanlar kendilerindeki yetersizliğin boyutunu görememektedirler. ” Benim yaptığım işi beğenmiyorsa gitsin kendine baksın önce” “Sanki kendi birş ey biliyormuş gibi gelmiş bana işi anlatıyor” söylemleri.
- Eğer bu yetkin olmayan insanlar becerilerini geliştirmek üzere eğitilirlerse, geçmişteki eksikliklerini fark edip kabul etmektedirler. Bunu en iyi açıklayan durum aşağıdaki tablo aslında. Kişi ne kadar eğitim alırsa, kendini ne kadar geliştirirse kendine olan güven oranı bir süre düşüyor ancak sonrasında artış gösterse de %100 olmuyor. Ancak bu tablonun en can alıcı noktası şu: Cehaletin sıfır noktasında yada bilginin en az olduğu noktada kendine güven %100

Tüm bu bilgiler ışığında, hepiniz aslında hikayenin başında anlattığım, dışarıdan açıkça görünen ama belki içindekilerin farkında olmadığı resmi gözünüzde çok iyi canlandırdığınıza inanıyorum. 🙂

Bilgi seviyemiz arttıkça aslında ne kadar az şey biliyormuşuz diyoruz, daha fazla araştırmak ve öğrenmek istiyoruz. İletişimimiz de bununla beraber değişiyor. Etrafınızdaki “Cahil kedileri” görmeniz, buna göre iletişim kurmanızı ve kendinize de çok fazla yüklenmemeniz dileğiyle.
Cahil kelimesini kullanınca bir an aklıma İlber Ortaylı geldi 🙂
Gençler, hem gezmeyi hem de okumayı ihmal etmeyin. Bilmek için ikisi de lazım. Sorguladığınız ya da merak ettiğiniz her şey hakkında kitap okuyun. Sadece ders kitaplarıyla gerçekleri öğrenemezsiniz.
İlber Ortaylı
