Hiç ölmeden cennete gittiniz mi? Ben gittim..
Ve inanın başka kişiler de gitti..Ve maalesef bazılarımız daha hiç gidemedi!
Çok iddialı bir giriş oldu ama inanın size Datça’yı başka türlü anlatamazdım. 🙂
Normalde her sene tatilimi önceden ayarlar ve otelde her şey dahil konseptte geçirmekten hoşlanırım ama bu sene hatta 2019’un ikinci yarısından itibaren bu alışkanlığım başka bir şeye dönüştü, maceraperest ve özgürlükçü ruhum beni nereye götürürse oraya gitmeye başladım. “Ne var canım bunda?” diyorsanız beni tanısanız bunun benim için büyük bir adım olduğunu anlarsınız. Plan yapmadan hareket etmek, akışına bırakmak benim için biraz uzaktı 🙂 Neyse konumuza dönelim:)
Bu seneki rotam, hiç gitmediğim yerlerden biri olan “DATÇA” oldu.

cennet’ten bir KÖŞE: DATÇA
Öncelikle Datça’da kaldığım yerin adı Villa Tokur. Sahibesi Karina Hanım’ın misafirperverliği muhteşem!! Yel değirmenini andıran görüntüsü andıran villayı, Karina hanımın eşi bizzat kendisi tasarlamış ve inşaa etmiş. Villa’da sadece sabah kahvaltısı hizmeti veriliyor, birde gün içerisinde yiyebileceğiniz aperatif yiyecekler bulunuyor. Akşam yemeğinizi yeni veya eski Datça’da yiyebilirsiniz. Otelde bir de kullanabileceğiniz küçük ama temiz bir havuzu var. (Datça’daki koylara gitmekten havuza pek girmeyi istemeyeceksiniz.) 🙂 Ama otele dönüşte havuza atlayıp odanıza öyle çıkın derim 🙂






Yeni Datça’da eğer ki alkol alıyorsanız mutlaka kumluk plajında ki resteurantlara gitmelisiniz. Ben ilk gün “Dut Dibi” restaurant’a gittim. Zaten plajdaki atmosfer sizi büyülüyor, o ışıkların ritmi ile müziğinizi kendiniz yaratıyorsunuz. Denize sıfır şekilde yemek yemek ve sohbet etmek inanılmazdı! Tüm sıradaki restaurantlar aslında benzer ama benim önerim hem hesap anlamında hem de hizmet anlamında Dut Dibi diyebilirim. Vloglarda bir de “Kekik Restaurant” ön plana çıkıyordu ancak fiyat olarak oldukça yüksekti.
Güzel bir balık yemeği sonrasında diğer günlerde ev yemekleri yapılan yerleri tercih ettim, malum diyetimi bozmadan 🙂 Erkan’ın yeri ev yemeklerinde çok lezzetli bir seçenekti. Hem ev yemeği yiyip hem de denize karşı bir manzara bulmak kolay değil 🙂 Datça’nın bademi, bademli gazoz’u ve kekik’i meşhur. Dönmeden mutlaka Badem Kurabiyecisi‘ne uğrayın. Kekiği; Mesudiye köyünden alın ve gazozunu için. (Bu arada gazoz’u acı badem’den yapılmış bir tadı var eğer sevmiyorsanız önermem:)
GELELİM CENNET KOYLARINA 🙂
Datça’nın en meşhur koyları Palamutbükü, Ovabükü, Hayıtbükü, Kızılbük, Kargı koyu.. Koyları size beğeni sıralamama göre anlatacağım:)
- Palamutbükü: Palamutbükü; Yeni Datça’ya 29 km. ama yolların virajlı olması nedeniyle yaklaşık 40 dk gibi bir mesafede ulaşabiliyorsunuz. Sahile indiğinizde dilerseniz kendi şemsiyeniz varsa ücretsiz denize girebilirsiniz. Benim olmadığı için Mavi-Beyaz Otel‘i kullandım. (Kişi başı giriş 75 tl.) Bu ücretin içerisinde bir alkollü-alkolsüz içecek hakkınız oluyor ve şemsiye&şezlong kullanabiliyorsunuz. Denizin giriş kısmında çakıl taşları var o nedenle deniz ayakkabısı almanızı öneririm, denizi ise ef-sa-ne!!! Böyle bir deniz yok! O kadar temiz ki, renklerin geçişi inanılmazdı!! Bu arada çalışanların hizmet kalitesi, iletişimi ve hijyeni ise çok başarılıydı. Ücretin hakkını veriyorlar.
- Ovabükü: Ovabükün’de tabaklar koyu ve akvaryum koyu efsane ancak aşağıya doğru indiğinizde çok fazla mekan ve beach yok. Burada deniz de efsane 🙂 Ama açıkçası ben en çok Palamutbükü’ne beğendim. Mesudiye’ye çok yakın bir koy burası da.
- Hayıtbükü: Burası da aslında Ova bükü gibi, bakir ve deniz açısında biraz daha düşüktü diğerlerine göre.
- Kargı Koyu: Yeni Datça’ya çok yakın ama yürüme mesafesi değil. İlk karşınıza gelen plaj yerine değilde toprak yoldan devam ettiğinizde Green beach‘e ulaşabilirsiniz. Yan yana 3-4 mekan var. Giriş ücreti kişi başı 35 tl. Bu ücretle dilediğiniz şeyi yiyip içebilirsiniz. Denize iskeleden giriş yapabiliyorsunuz. Açıkçası temizlik ve hijyen olarak çok beğenmedim ama denize girmek için ve ilk gün kısa mesafede ulaşabileceğiniz ortalama bir mekandı.


Bu arada Datça’da sahilde damping yerleri ve halk plajı da var oradan da görebilirsiniz ancak Corona nedeniyle malum biraz daha titiz ve dikkatli ilerlediğimiz için benim tercihim olmadı.
Datça’ya mutlaka araba ile gelmelisiniz. Çünkü koylar arası geçişleri ancak bu şekilde yapabilirsiniz.
Kapanışı Eski Datça’dan bahsetmeden yapamayacağım.
CAN EVİ: ESKİ DATÇA
İlk girdiğimde Bozcaada’ya benzettim. Küçük, şirin, dar sokaklar, taş evler.. Kendine has bir havası var. Açıkçası eski denmesine bakmayın çok tarz ve güzel mekanlar da var. 🙂
Eski Datça’da akşam yemeğini eğer zeytinyağlı tercih ediyorsanız Datça Sofrasın’da yemenizi tavsiye ederim. Özellikle gışıyak, mantarlı çağla mutlaka yemelisiniz. Et tercih ederseniz eğer bademli köfte var deneyin kötü değil ancak pek bir numarası yok bence 🙂 Köftenin içinde sadece badem vardı.








Keçi sütü dondurması ve bademi ile meşhur Datça’da; Tekin Usta‘dan bal-bademli bir dondurma mutlaka deneyin. Ayrıca Can Yücel‘in evini de görebilirsiniz, hala evinde eşi ve çocukları yaşıyor. Can Yücel’in ölüm yıl dönümünde orada olmak ta ayrı bir güzel tesadüf oldu. 🙂
Daha anlatılacak ve gezilecek çok yer var seneye de gezemediklerimi göreceğimden emin olabilirsiniz..Tadı damağımda kalarak ayrılıyorum buradan..
Şimdiden meraklılarına ve görmek isteyenlere iyi tatiller:)
